Author: Gürhan Öztürk

Şiir Olsa

sakine için… Bir ses duysam şimdiUzaklardaÇığlık değil, fısıltı sadeceSonra beklediğim rüzgarlar da gelseHemen gelseSoluksuz kalan bu gününÜzerindeki CANSIZ bedenime dokunsaKuş olsa, kelebek olsa, şiir olsaUçup taaa uzakalara 9 Şubat 2013

Berdel

Gülsüm´e Ömrümün çakıl taşları sere serpeSuları çekilmiş bir ırmak berraklığındaHarabeler üzerine kurulan yaşamlardan geldimBahçeler Portakal kokardı o zamanlarAkşam alacasız ve duruydu, hayat pusulasız Ilık bir esinti değildim oysaRüzgarlarım vardı fırtınasızSağanaklar öncesinden kalan Sonra seni dinledimSoluksuz nice gecenin sesindeSeni dinledimDuymadınSesinin titrek tınılarıYürekte hançer misaliPaslıZaman öncesinden kalan Gülün öncesi berdeldir ey hayat!Anladım BerdelEcelsiz düşen bir yaprakBir düş değil hayat kırılmasıTutuşan bir bedenMasalların lal diliDönülmeyen yollarİçimizde çoğalan uzaktı 1 Şubat 2013

Ömrüm

yağdan çıralar erir ömrümdetutunacak bir hayatbir kağıda dizili mısralarnenemin yüksek sesli dualarıçağırsın isterdim ardımca ömrüm ömrümgeçip gittin de ben bilemedim 2013

Zaman, Yaşam ve Çocuk

Murat Şaş’a Ey zaman!hançeri sen mi taşıyorsunKınından çıkan öfke paramparçaSoluksuz, suskun, biçare Ey yaşam!sırların penceresinden görünenkabir misali telaş mısınAdını sen koy hançerin deştiği yaranınBen buradaydım oysa vakti zamandaŞimdi ahir zaman yolcusuyumBir varmış bir yokmuş misaliVe bilirimÇığlığı duyulmaz yankısı gecede kalanın Ey çocuk!Zaman‘ı sen mi söylüyorsunÖyleyse biz neden kaldık gerideGittiğin yerlerde bir yaran olacak mıGittiğin yerlerde göstereceğin bir yaran olacak mıKaldığın yerler darmadağınSessiz, kimsesiz, biçare Temmuz 2012

Anne

bütün annelere yıllar, yollar ve sengidilenulaşılamayangözlerin yollardaama gelenler gitmek için gelmiştirçakıl taşı ağrısı bir yara değiloysa sarsılan bedenintarumar edilmişbir oğulbir kız büyütsen de taşlar yüreğinde asılı kalmışgidip gelen Asma’dan bir köşkbakıp ta görmeyen kimgörüp te lal olan dilimyürekte bir izdokununca sihir-i alembir haykırışsa bütün zamanlaraçığlığın duyulmazdır o zaman anne 11 Mayıs 2012

Belirsizliği Güzelleme

geçip gider mevsimler salıncaklar salınıryüzüme düşen zaman izleri belirsizlik sanılır bu belirsizliğin ortasında gördüğüm bir rüya mı acepakıp gitti gözlerim yürüdüm sesinegörünen bir nehir sadece oturdum kıyısına yaşamın, saçlarını taramak içintutunduğum bir yanılsamayaşam değilmiş meğer bir yanılsamaysa tutunduğum her şeygölgeler kaybolur o zamankalan bir vaha değil gidilen bir yer gidilen bir yerse şayetadını sen koy ey zamanzaman ben değilim yolcuya sorsöyleyecektir bir zaman 17 Ocak 2012

Belirsizlik, gölgeler ve gerçekleşen mucize: Bir Kalp Nakli Hikayesi – I –

Prof. Dr. med. Dariusch Haghi’ye Bu zorlu günlerimde yanımda hiç ayrılmayan sevgilim, yaşam arkadaşım Güler başta olmak üzere; bir “yüzük kardeşliği” örneği gösteren sevgili Dodom’a, Bogos’a , Sammo’ya; duaları , sevgileri ve soluklarıyla yanı başımda sürekli hissettiğim “kurtarıcı meleklerim” Gülsüm, Emel, Gülden, Sema’a ve Bahar’a ….Ve adını sayamayacağım onlarca arkadaşım, dostuma ; büyük endişe içinde bıraktığım sevgili aileme mihnet borçluyum. 17 Kasım 2011 saat 15-16 arasıo an geldiğinde sözcükler ararsın birbiri ardı sıralamak için, ama nafile;boşunadır çaban, ya da beyhudedir. söylemek istediklerin hiç bir zaman söylenemeyecektir çünkü. orda bir yerlerde asılı kalacaktır çaresizliğini izleyerek.film şeridi de aramayın dağarcığınızda; yok öyle bir şey. işte gidiyorum sevgilibu yaşamı sen bana ödünç vermiştin zatenbana bir hayat verdinyeniden döner miyim bilmiyorum.önemli değil de zaten, dönersem hem ödeşmek içindir; bilmelisindönemezsem şayet toprağı düşün, suyu, insanları…oralarda, herhangi bir yerde olacağım ey sevdiklerim bir parça da sizlerden alıp gidiyorumkendinize ve sevdiklerinize iyi bakın… ….. Bu satırlar O gün yazılmıştı…Ameliyat olmadan bir kaç saat önce. Aylardır hastanelerdeydim; artık fazla hareket edemez olmuştum. Sürekli ağrılar, sağ akciğerimde sürekli toplanan sular; perişan haldeydim. Yürüyemez hale …

Kendini Arayan Adam

Erken uyanmıştı adam. Kendini yokladı. Çok da kötü hissetmiyordu. Parmak uçlarına basarak yattığı odanın içinde dolaşıyordu. Yol için biraz azık hazırladı sonra. Kapıyı oldukça yavaş bir şekilde aştı. Kapı aralığında yandaki odada yatmakta olana baktı. Oda tam aydınlık değildi. Bir yüz ancak seçilebiliyordu. Boynunu hafif eğmiş, bir eli başının üzerinde, saçları ise yastığın üzerine dağılmış bir kadın yatıyordu. Bir süre öylece uyuyan kadına baktı. Saçları güneşin dokunuşlarından şekillenmişti sanki. Yüzü şafağa yakın bir tebessümü taşıyordu. Kapıyı yavaşça ardından kapayıp dışarı çıktı.Yolda yürürken bu kenti artık terk etmeli diye geçirdi içinden. Bunca yükü nasıl taşıyacağını düşünürken güneşin daha doğmadığını fark etti. Yürürken beyninde gerçekleşenler kendisini dünyada soyutlamıştı. Hiçbir şey belirgin değildi. İçinde derin uçurumlar beliriyordu. Cevaplayamadığı yığınca soru beyine hücum ederken, o çaresizliğin pençesinde sadece anlam dışı bir acının soluğunu hissediyordu. Bütün bunların olması gerekiyor muydu? Olan neydi peki? Çok mu bencil davranmıştı. Şu an yaşadığı duygulara kendi içinde gerçekleştirdiği bütün sevgi adacıklarını yıkarak kurban mı edecekti? Birden, yüzünden bir tebessüm belirir gibi oldu, sonra yine kendini belirsizliğe bıraktı. Yüreği göğüs kafesini öyle bir zorluyordu ki, …

Kaybolmak

Kaybolan yılların ardına düşenler oldu, sahipsiz bir geçmiş belledik bizden önceki geleceği..Meşe ağaçları sararınca, işte bu dedik ömrümüz.İşte bu dedik hayat.Ve işte bu dedik bütün geleceğimiz. Olmadı.Sararan içimizde kopup giden canhıraş yaşam beklentileriydi.Dönülmeyen bir gelecekti. Çünkü ağlayan bir toprak bıraktık ardımızda.Ağlayan bir ana ve ağlayan bir babaVe belki de bir evlatDuvağını açamadığımız sevgiliEğilip öpemediğimiz mezar taşları Ve şimdi dillense ne derdi Toprak?Su ne derdiBir daha uçurumlarında kaybolamayacağımız Kayalar ne derdiNe derdi tarih, yön bulamadığımız gelecekte Kaybolmak böyle bir şey olsa gerek 24 Haziran 2010

Sesinize Geldim

sesine geldim ey tarihduy benibedenim tutulmuşduy! çünkü zaman kendi tutsaklığında hapsolmuşdokunsan bir sızıdokunsan yeniden yaşamdokunsan izler belirirşimdiye ve gidilmez en uzağa ayak izlerimi arıyorum oysa benayak izlerini arıyorum bütün zamanlarınher yerde bir işaret, bir ses sonra sesim duyulmaz olursesler yankısını bırakır uçurum kenarlarınaçözülür kara büyüçözülür şifrelertılsımlı sözcükleraşksız kalan hayatlaryarım kalan aşklarsevdanın soluksuz nefesiyeniden yazılan sayfalardavukuu bulur mu? sonsuzluk var buradazamanın kavramsal yitirilişine tanıksınher şeyin bir sesi var çünkütoprağın ve göğün sesiağacın, börtü böceğin…bir de duvar dipleri varçocukluğumdan önce kalan yaşam burada, köyümde, yüreğimin merkezinde yeniden anlam buluyor 10 Haziran 2010 – Dersim