yazılar

Belirsizlik, gölgeler ve gerçekleşen mucize: Bir Kalp Nakli Hikayesi – I –

Prof. Dr. med. Dariusch Haghi’ye

Bu zorlu günlerimde yanımda hiç ayrılmayan sevgilim, yaşam arkadaşım Güler başta olmak üzere; bir “yüzük kardeşliği” örneği gösteren sevgili Dodom’a, Bogos’a , Sammo’ya; duaları , sevgileri ve soluklarıyla yanı başımda sürekli hissettiğim “kurtarıcı meleklerim” Gülsüm, Emel, Gülden, Sema’a ve Bahar’a ….
Ve adını sayamayacağım onlarca arkadaşım, dostuma ; büyük endişe içinde bıraktığım sevgili aileme mihnet borçluyum.

17 Kasım 2011 saat 15-16 arası
o an geldiğinde sözcükler ararsın birbiri ardı sıralamak için, ama nafile;
boşunadır çaban, ya da beyhudedir. söylemek istediklerin hiç bir zaman söylenemeyecektir çünkü. orda bir yerlerde asılı kalacaktır çaresizliğini izleyerek.
film şeridi de aramayın dağarcığınızda; yok öyle bir şey.

işte gidiyorum sevgili
bu yaşamı sen bana ödünç vermiştin zaten
bana bir hayat verdin
yeniden döner miyim bilmiyorum.
önemli değil de zaten, dönersem hem ödeşmek içindir; bilmelisin
dönemezsem şayet toprağı düşün, suyu, insanları…
oralarda, herhangi bir yerde olacağım

ey sevdiklerim bir parça da sizlerden alıp gidiyorum
kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın…

…..

Bu satırlar O gün yazılmıştı…
Ameliyat olmadan bir kaç saat önce.

Aylardır hastanelerdeydim; artık fazla hareket edemez olmuştum. Sürekli ağrılar, sağ akciğerimde sürekli toplanan sular; perişan haldeydim. Yürüyemez hale gelmiştim. O gün, ameliyattan bir önceki gün, yine Akciğerimdeki suyu pompaladılar. Kendimi müthiş yorgun, halsiz hissediyordum.

Saat 15 sularında hemşire geldi ve “Bu saatten sonra ne ye, ne de iç!” dedi. Gülümsedi, endişeli bir gülümsemeydi. İçimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Demek zaman geldi. Demek bugün O gündür. Vay be insan hiç de kendisini hazır hissetmiyor. Belki de insandaki tuhaf bir davranış halidir. Aslında o günün mutlaka geleceğini biliyorsun. Ama neden geldiği zaman elin ayağın biri birine dolanır ki…

İşte ben şimdi o haldeyim; bütün vücudumu heyecan karışımı bir duygu sardı.
Güler’i arıyorum; O gün geldi dedim. Ve ben gidiyorum…

Gitmek üzereyim; bir belirsizlik ortalıkta dolaşıp duruyor. Gölgeler beni izliyor, belirsiz gölgeler; kaybolmak hissi uyandıran gölgeler.

Saat 16’ya doğru geldiler…ama ben hazır değilim, hem de hiç hazır değilim, gidilecek mecburen; gitmem gerekiyor. Sonra Güler’le Dodo’da geldiler. Ambulans da gelince beni paketleyip yola çıkıyoruz. İstikamet Heidelberg Kalp Cerahi Bölümü…

Ambulans hızla yol alıyor; karanlık çökmüş, şiddetli bir yağmur var dışarıda, gözlerim yağmur damlalarına takılıp öylece asılı kalıyor epey bir süre. Hastaneye geliyoruz. Dışarısı soğuk, yağmur damlaları yüzümü ıslatıyor, son bir gökyüzüne bakıyorum. Sisli ve gri. Hızla hastane koridorlarından yol alıyoruz. Karmakarışık bir yer… içinde bulunduğum ruh halimle nasıl da çakışıyor; yerimizi bulmakta zorlanıyoruz. Biraz beklemeyle kalacağım hazırlık odasını hazırlıyorlar; soğuk, öylesine bir oda.

Uzanıyorum ve bekliyorum. İçimdekiler giderek duruluyor, sevdiklerim de gelince daha da rahatlıyorum.

Sonra hazırlık başlıyor; doktorlar geliyorlar sırasıyla.. cerrah, anestezist, istasyon doktoru ve daha önce tanıdığım bir doktor. Sırasıyla konuşuyorlar; olasılıklar üzerine, beni nasıl bir sürecin beklediğini ayrıntılarıyla anlatıyorlar. Sonra vücudumun ön kısmındaki bütün tüyleri alıyorlar. “Kalbin” yolda olduğunu ve tam uyumun olup olmayacağından henüz emin değiller. %50 bir şansımın olduğunu söylüyor.

Artık hazırım. Saat 24’e doğru Ameliyat Salonunun kapısı benim için açılıyor. Saat 24.30’dan sonrasını hatırlamıyorum.

Ocak 2012 – Rehaklinik Heidelberg-Königstuhl