All posts filed under: yazılar

Gitmek

sırt çantamı yüklendimhazırımbirazdan yola çıkacambirazdan yollara vuracam kendimibirazdan yürek atışlarım hızlanacakbirazdan toprağın çağırışını duyacambirazdan gözleri görmeyen nenemin kokusunu hissedecembirazdan dedemin hasta yatağında kalkıp dimdik yürüyüşünü, o son yürüyüşünü izleyecem…ve belki de şu mısraları mırıldanırım;“uzundur incedir dedemin boyu”ama o yürüyecek, delikanlı ve mağrur yürüyüşle yürüyecek…birazdan nemlenecek gözlerim;kavuşmak içinkavuşmak için hazırım! yılların kanatlarına asılı kalan ömrümü geri istiyorumtoprağın göğsüne düşmek diyorumhala sevgilinin yürek çarpıntısına mı benzer o zaman sürerim tarihin el değmemiş patikalarına yolumuyolumu bulmaya geldim sevgiligidiyorum yani durdur benibirlikte gideceğimiz yolları yeniden bulabilmek içindurdur beni!gitmek için hazırımdurdur beni!sırt çantama, yeniden dönebilmek için biraz köy, biraz tarih, biraz da kendini koy… gidiyorumyol göründü çünküsırt çantamda sen, köyüm ve biraz tarih hazırım 24 Mayıs – Hazıran 2010 ( Mannheim-Dersim)

Sonrası Sessizlik

içimde kabaran ne de çok şey varmış, nasıl da farkına varmamışım bunca zamaniçimde bentler oluşmuş,içimde taşmak üzere olan bentler oluşmuşiçimde nehirler akıyor, nereye bilmiyorum gözlerimde biriken hıçkırıklar çoğalıyor, aksalar ne olur kiyüreğimdeki hıçkırık bentleri yıkılsa… ah sevgilisana sığınıyorumtek sığınağım sen kalmışsın, gidebileceğim tek sığınağımsöyle sevgiliher gün içimde beliren uçurumlara düşmemek için mi varsın sen neden var olan bütün zamanlar bizleri hapsetmek içindirneden kendi tutsaklığımızı başkalarında yaşarızsen neden bende tutsaksınve ben neden gözlerine bakamıyorum şimdi sesler var sadecehiç kimsenin ayak seslerinin duyulmadığı o tenha sokaklardasesler var sadecesesler var kimsenin duymadığısonrası sessizlik ah sevgilibırak dökülsün yüreğimde birikenlerbırak sulasın kanayan yerlerimibu gözyaşları bana ait değil, bilmelisinbenden dökülenler sadece uzaktakiler içinismini dahi anamadığımız gerçekliğimize aitçünkü terkedilen bütün zamanlardan geliyoruz bizgeldik ve oturduk sofrasına acınınellerimizi kavuşturmadan günahlarımıza eşik önlerinde kalan çocukluğumuzu kimler katletti, söyle!dualarını bilmediğimiz ninelerimiz neredeler şimdibiz neredeyiz bazı acılar tuz basmak içindir, biliyorumbaşkalarının yaşamlarını yaşadığımız bu gerçekliktekim yaralarını gösterebilir ki bunlar benim gözyaşlarımduy! ve anla! anladımgeçmişte yaşayanların, gelecekteki yaşamlarında biraz özlem, biraz hüzün ve daha çok da acı olacaktır anladımyaşamın hangi kıyısına kendimizi vursak da, bize söylenen türküler …

Sayıklamalar – III –

Ve dönüp diyecekler, o hiç bu kentte yaşamadı. Bir yol bırakıyorum şimdi kendimden olmayanlaraAlaca kuşlar şafakta neden ötüyorlar buradaSen söyle, terk ettiğimiz zamanlar hep ihanete mi yönelecekler kendilerince?İhanet, başka bir biçimde ölmekse biz neden başkalarından ölüyoruz hep?Ölülerimizin üzerine kurulan yaşamlar bizden izler bırakacaklar mı o bilinmez Zaman’a? Tut ki bu gece ya da sabaha doğru intihar saati çaldı, benim artık kalkmam mı gerekiyor?Peki, uyanmak istemezsem suçlu kim olacak? Zamanı intihara ayarlayan adam mı yoksa intihara kalkmayan mı?Kim? Artık tek yapabildiğim sürekli sormak mı acaba? İntihara yazgılı bir yaşam yaşamaktan rezilce diretirse ruhu bedenden önce ölür.*Vay be, söze bak. Yıllarca beynime kazınan bu söz Hüseyin Kaytan’a ait. Neden en güzel şehirler, en büyük yıkıntılar üzerine kurulurlar? Neden insan, insanlığın üzerine kurulmuştur? İçimizde neden bu kadar çok mezar oluştu ve kalbimize gömdüklerimiz gerçekte ne istiyorlardı? Gerçekte ne istiyoruz?* Ölüm ile yaşam arasındaki ilginç ilişki, kadın ile erkek arasındaki ilişkiye ne kadar da çok benziyor. Her ikisinde de sevgi ya bir arabulucudur ki yine katlediliyor, ya da katledilendir zaten. Yazık. Sevgiye yazık, hatta bütün Sevgilere yazık. Neden hep katledilen …

Son Yaprak

Jelam’a son yaprakjelam olsunkimsenin bilmediği bir şifre ah gülüşlerinde asılı ömrümsaçlarından masallar öreyimkahramanlarını bağışla banave çıkçık masaldanben geldim çünküve ben gidiyorum ah kalan ömrümün güzel baharısevgilimkalbimin kapısına bir kilit vurulsaşifresi jelamkimsenin bilmediği yaniaçıl desem senkapan desem jelamve binbirgece masallarıhepsi burada son yaprak’ta son yaprak jelam olsunkimsenin bilmediği 2 Ağustos 2002 – Neheim

Sayıklamalar – II –

Paramparça tarih sayfaları üstüme açılıyor…Acının Coğrafyası kanar kanar ve yine kanar Gecenin bir yarısı şimdi.Bulunduğum bu küçük kasabanın beni yaşama çağıran sessizliği bile,içimdeki dinmeyen fırtınaları engelleyemiyor.Gecenin bu yarısında çıkıp öylesine, yağmurun olanca şiddetiyle yağdığı bu saatlerde, o ıssız, herkesin terk ettiği o sessiz sokakları saatlerce yürüme isteğim tuttu. Erteledim… Ben artık yalnız kalmalıyım. Bunu anladım.Yüreğim büyük yangınlar taşıyor. Kalbimin en derin yeri cayır cayır şu an. Sahi ben neyi arıyorum.Bilmiyorum.Ah yaşam, bir türlü kıyısına ulaşamadığım o gizemli dünya. Düşünüyorum da bana neden bu kadar uzak.Sahi ben yaşamın neresindeyim?Bilmiyorum. Şimdi ben içinde sadece büyük hayal kırıklıklarının, büyük acıların yaşandığı ve artık bir daha geri getirilmeyecek yaşamların kıyısına yaklaşıyorum.Kara göründü.Kıyıda bekleyen yok.Sadece ben ve…Ve bilinmezlik. İçimde hep kendimi yazma isteği duyuyorum.Çünkü ben yenildim.Yaşam arayışım büyük bir fiyaskoyla sonuçlandı yani.Yenildim!BEN YENİLDİM! Saat epey ilerledi.Gitmeliyim. Mart 2002

Ewra

Gözlerin masmavi bulutların ortasındaLacivert bakışlı zamanlar bizlerde kaldıZamandır bu, geçerDevinimlerini bizde bırakırKudurgan düşlerin yanı başındaEjderha dişleri etimizdedir Her aşk ateşini kendinde taşır çünküBaşlarken de biterken de korkunçturYanarken hissetmesin ateşiAsıl sönerken kavrulursun Bak yapraklar çoktan döküldü ewraMevsim sonbahar değildir yaniBir dönülmezliğin içinde-Yollarımız hiç bir yere gitmiyor-Yollarımız nereyedir Şubat 2002

Zera’ya Mektuplar – III –

Yazılar, yazan insana ait değil yazıldıktan sonra.Sana yazılanlar da bana ait değil,çünkü onları gerçekte sen yazdın, benim yürek dokumdan şekillendi. Mektuplar, onlar yaşamın gerçek gizlerini hep bir yerlere taşırlar sanki… Benim için sen her şeyden önce bir yürek gerçekleşmesisin; bunu gösteren tek kanıt ise yazılar. Ama her şeye, her yazılana senin istediğin dışında anlamlar yüklemek bana düşmez Zera.Nasıl anlıyorsan öyledir, ne daha az ne daha fazla. Örneğin, kendisi bir yaşam gerekçesi olmayan bir insanın başkasını, ya da herhangi bir şeyi, bir yaşam gerekçesi olarak görmesi ya da algılaması anlamsız gibi gelebilir sana…İşte bu anladığın gibidir. Öyle okudun çünkü. Öyledir. Yaşam sürekli kendinden işaretler taşır. Bu bir gerçekleşme ilişkisidir aynı zamanda. Bendeki işaret şimdi seni gösteriyor. Sen ise başka zamanları. Yürek titreşimlerini birebir hissediyorum oysa.İşaret.Anlamı kendisidir. Sürekli kendinden korkarak yazmak bir varolma biçimi değil Zera. Yanlış anlaşılmalar diye bir şey olmaz, bir gerçek var bir de gerçeğin karşıtı. Sen hangisisin, ya da ben şimdi gerçek miyim? diye bir soru sormuyorum. Bu artık anlama ve algılama işidir. Hissedersen var olurum, etmezsen aslında ben yokum. Aslında yürek hep …

Su’ya Söylenenler

terk ettiğim her kentin ardından bir kadın ağlar. Rüzgar kendini sessizliği içinde gerçekleştirir.Ölüm ilk bakana kendi güzelliğini verir, sonrası muamma.Ve göz, kim ne derse desin, görene değil, görünen şeye aittir. Gerçek, seraptan önceki haldir. Serapla birlikte devam eder.Sonra.Sonrası düştü, ya da bir rüya. Ve ilkin Su belirdi: Bir yangın var buradaÇünkü ateş beni yakmıyorSenin içinde gerçekleşecektir muhtemelenAma ben orda olacağım, çünkü bu benim gerçekliğimVe o ateş seni yakınca ben kül olacağım, çünkü bu benim gerçekliğim değilÇünkü sen ey güzellik arayışçısı,Bir günahkâr kadar güzelsin.Ve öyle görüneceksin Sonra kendi güzelliğin arayan Adam belirdi:İçimde bir yangın varBu nasıl bir yangındır tanrım!Şimdi bana ait olan bütün yaşamları tek tek öldürmeliyimHemen! Çünkü burada bir Rüya gerçekleşecek.Bu korkunçturŞimdi bana ait olan bütün yaşamları tek tek öldürmeliyimÇünkü yanan bedenimden geriye senin küllerin kalacak Su!Ey kız kardeşim kadar güzel SuYazılı her şey Günahın ellerinde şekillendi çünkü Benden Zaman’a ince bir sızı kalsın isterdim.Benden Zaman’a cayır cayır yanan bir yürek kalmasını isterdim.Benden Zaman’a yanan yüreğimin levhasına asılı bir belirsizlik kalmasını isterdim.Benden Zaman’a tüm zamanları kendinden hapseden bir Yaşam Soluğu kalmasını isterdim.Benden Zaman’a anlamsız sözcüklerden …

Zera’ya Mektuplar – II –

Uzak.Ne tılsımlı bir sözcük.Uzaklar sürekli beni çağırıyordu kendi yalnızlığına.Ve ben gidiyordum.Her yolculuk, içime doğru olan bu her gitme, hiç bitmeyecekti. Gitmek,artık yaşamın diğer adı olmuştu bende. Sonra içimdeki uzakları yitirdiğim günleri yaşadım.“insanlar neden intihar eder bilir misin? Bence insanlar uzakların yitirdiklerini hissettiklerinde yaşamlarına nokta koyarlar.” (erol anar) Peki ben neden hala “yaşıyorum”?“İntihara yazgılı bir hayat yaşamaktan rezilce diretirse ruh bedende önce ölür” (kime ait bu söz tam olarak bilmiyorum)Bu önerme doğruysa peki ben hala neden yaşıyorum?Yoksa ben bir “yaşayan ölü” müyüm? Kendi içimdeki uzakları yitirdiğim günleri yaşadım.Mevsim sonbahara yaklaşıyordu.Oysa ben hayatımın baharındaydım daha…Adı neydi sahi, sevim miydi yoksa. Yüzünü hatırlayamıyorum. Demek unutmuşum. Vay be, demek on yıldan fazla olmuş ha…O zamanlar uzaklara böyle büyük anlamlar yükleyebilecek bir derinliğe sahip değildim. Şimdi daha iyi anlıyorum ki tek istediğim onun, o esmer kızın düşlerinde yola çıkmakmış, onun derinliklerine inip kendimi yitirip yitirip bulmakmış… Sonbahar yaklaşıyordu.İçimi tarifi mümkün olmayan acıların ayak sesleri kaplıyordu.Yanılmamıştım.Son bir akşam henüz olmamıştı, bir avuç toprağına nice yaşamlar vermek istediğim köyde, yüreğimde büyük bir parça bıraktığım o köyde.Biz yürüdük, öyle sessiz.Ayrılığın yürüyüşüydü, belliydi.Boğazımda bir …

İçimdeki Uzak

Ey kendi devinimlerini bizde gerçekleştiremeyen zaman!An’da bıraktığımız tarih tekrar yaşanacak mıdır? Dönülmezliğin ortasında ah sevgiliYollarımız nereyedirGecenin güzelliğine aldanmaUykunun kolları ağırdırTaşıyamaz seni bende gerçekleşmeyecek gitmelereTaşıyamaz bizi günahlarımızın kutsallığınaBırak gidelim o zamanGidelim ki çınlasın kulakları acınınVe başka zamanlar geri gelmesin ne olurSen geri gelme Yola çıkan yine ben oldum işteVe yine ben yolumu şaşıracağım ilkDemek Aşk uzakUzak içimdeki Demek bizim hükmümüz bu kadarBütün bu yaşam hengamesindeBir fısıltı bile değiliz Ben miyim o zaman, kabrini sürekli yanında taşıyan? Mezarlıklar son durağıdır insanın, sadece ziyaret için uğranır.Demek bana verilen bütün çiçekler hep bunun için. Her gece sen başka dünyalara çekilince ben kendimi kanatacağımAcının o büyülü kadını sürekli yaralarımı deşecektir çünküÇünkü sen sevgili“Buzdan tabletler üzerine günahlarımı yazıp Güneşe göstereceksin”Ama yine de uzaksınTenin, kokun UzakUzak içimdeki. Uçurumun kıyısında belirmiş çiçeklerHep yalnızlığın gözlerine düşeceklerÖyleyse gitmeliKalmamalı diyorum yani sevgilinin yüzünün belirdiği yerlerdeŞimdi hangi terkedilmiş yaşamlara uğramalı diyorumYaşamın günahlarını da taşıyorsan, gidilecek yerin de yok demektir artıkGünahlar,benim Günahlarım, kanattığım hangi sayfalarda kendini bana gösterecekler. Hem aşk diyorum madem ki bu kadar korkunçtur neden yaşanılır?Aşk bir büyü değilse şayet sırrı nasıl çözülür? Belki artık bir …