Ve dönüp diyecekler, o hiç bu kentte yaşamadı.
Bir yol bırakıyorum şimdi kendimden olmayanlara
Alaca kuşlar şafakta neden ötüyorlar burada
Sen söyle, terk ettiğimiz zamanlar hep ihanete mi yönelecekler kendilerince?
İhanet, başka bir biçimde ölmekse biz neden başkalarından ölüyoruz hep?
Ölülerimizin üzerine kurulan yaşamlar bizden izler bırakacaklar mı o bilinmez Zaman’a?
Tut ki bu gece ya da sabaha doğru intihar saati çaldı, benim artık kalkmam mı gerekiyor?
Peki, uyanmak istemezsem suçlu kim olacak? Zamanı intihara ayarlayan adam mı yoksa intihara kalkmayan mı?
Kim?
Artık tek yapabildiğim sürekli sormak mı acaba?
İntihara yazgılı bir yaşam yaşamaktan rezilce diretirse ruhu bedenden önce ölür.*
Vay be, söze bak. Yıllarca beynime kazınan bu söz Hüseyin Kaytan’a ait.
Neden en güzel şehirler, en büyük yıkıntılar üzerine kurulurlar? Neden insan, insanlığın üzerine kurulmuştur? İçimizde neden bu kadar çok mezar oluştu ve kalbimize gömdüklerimiz gerçekte ne istiyorlardı? Gerçekte ne istiyoruz?*
Ölüm ile yaşam arasındaki ilginç ilişki, kadın ile erkek arasındaki ilişkiye ne kadar da çok benziyor. Her ikisinde de sevgi ya bir arabulucudur ki yine katlediliyor, ya da katledilendir zaten. Yazık. Sevgiye yazık, hatta bütün Sevgilere yazık. Neden hep katledilen oluyorlar ki?
Her güzellik ölüme yakındır.*
Çünkü diyor yine ;
Ve sevgi ise daha başlangıçta bir öldürme ilişkisidir….*
Örnek olarak da dişi Peygamber Devesini gösteriyor.İlginç bir örnek.Ama yaşamda da çok, sahi sen şu Peygamber Devesini tanıyor musun? Köyde Hespa Xwedê , yani Allah’ın atı, dediğimiz bir çeşit böcek vardı ata benzettiğimiz…o olabilir belki, ya da nedense hep o benim aklıma geliyor. Devam ediyor… Dişi Peygamberdevesi, sevişme anında çılgınlaşmaya başlayan erkeğinin boynundan öper gibi kavrar ve bir anda başını gövdesinden ayırıverir …*
Bu kadar!
Sonsuzluğun çığlığı diyorum ben.
Duyan yok. Ne beni ne de sessizliğimi.
Kaybolan yaşam izleri
Geceye savrulan ıhlamur kokusu
Zevk u sefa diye bellenen hengâme
Ağacın reçine gövdesi
Bir defterin sararmış sayfalarından yalnızlığını sonsuzlaştıran Söz’ler
Taşınan belirsiz bakışlar
Ve kirli yüzler
Ve günahlar
Ve gecenin tam ortasında kendini kanatan günahkâr
Her şey kendine doğru yürüyor sanki
Ölümse güzele
Her beden bir diğerinde
Her insan en temiz ölümünde yıkanır.*
* Amara İşaretleri-Hüseyin Kaytan
Eylül 2002
