yazılar

Su’ya Söylenenler

terk ettiğim her kentin ardından bir kadın ağlar.

Rüzgar kendini sessizliği içinde gerçekleştirir.
Ölüm ilk bakana kendi güzelliğini verir, sonrası muamma.
Ve göz, kim ne derse desin, görene değil, görünen şeye aittir.

Gerçek, seraptan önceki haldir. Serapla birlikte devam eder.
Sonra.
Sonrası düştü, ya da bir rüya. Ve ilkin Su belirdi:

Bir yangın var burada
Çünkü ateş beni yakmıyor
Senin içinde gerçekleşecektir muhtemelen
Ama ben orda olacağım, çünkü bu benim gerçekliğim
Ve o ateş seni yakınca ben kül olacağım, çünkü bu benim gerçekliğim değil
Çünkü sen ey güzellik arayışçısı,
Bir günahkâr kadar güzelsin.
Ve öyle görüneceksin

Sonra kendi güzelliğin arayan Adam belirdi:
İçimde bir yangın var
Bu nasıl bir yangındır tanrım!
Şimdi bana ait olan bütün yaşamları tek tek öldürmeliyim
Hemen!

Çünkü burada bir Rüya gerçekleşecek.
Bu korkunçtur
Şimdi bana ait olan bütün yaşamları tek tek öldürmeliyim
Çünkü yanan bedenimden geriye senin küllerin kalacak Su!
Ey kız kardeşim kadar güzel Su
Yazılı her şey Günahın ellerinde şekillendi çünkü

Benden Zaman’a ince bir sızı kalsın isterdim.
Benden Zaman’a cayır cayır yanan bir yürek kalmasını isterdim.
Benden Zaman’a yanan yüreğimin levhasına asılı bir belirsizlik kalmasını isterdim.
Benden Zaman’a tüm zamanları kendinden hapseden bir Yaşam Soluğu kalmasını isterdim.
Benden Zaman’a anlamsız sözcüklerden örülü bir kefen bile kalmayacaktır.

Bir yazgının orta yerinde duracağım o zaman
Ne sana doğru ne de kendime doğru
Öyle bekleyeceğim
Çünkü ben bir yolcuyum

Günle gece arasında gerçekleşmeyenler o anda gerçekleşti. Her şey hızla büyük bir sessizlik içinde birbirlerinden ve ayrı ayrı şeylerden kopmaya başladı. Artık sessizlik korkunç bir gürültüydü orda, Su’ da ve onda, o kendi güzelliğini arayan Adamda.

Sonra Su sustu;
Ey içimde gerçekleşmeyen şey!
Şimdi benden ne istiyorsun?
Ben şimdi nereye gitsem ah.
Bir kapı açılsa şimdi. Hemen burada, bu gerçeklikte, ta en gidilmez uzağa
Ve ben gitsem. Hemen gitsem.
Kulaklarımdaki çıldırtan o uğultu, o kapıda geri dönse, benimle gelmese yani.

Ey!
Sen ey kendi güzelliğini benden arayan adam!
Bak kalbim seninkine benzemiyor, seninkiyle aynı.
Bir kardeşinki kadar benzemiyorlar birbirlerine.
Benim uçurumumda bir yılan belirecektir birazdan.
Sakın!
Benden sakın!
Ateşin su da sakındığı kadar sakın!

Ve kendi güzelliğini arayan adam sustu:
Ey kendi güzelliğini ateşe veren Su!
Sende benim siluetim ne arasın!
Beni yanıltan Rüya idi.
Rüya benim kardeşim. Onu bildim.
Beni yanıltan Rüya idi.
Günahkar o.
Çünkü Zaman ancak Aşk’ın pençesinde esirdir. Başka hiç bir yerde değil.
Çünkü Zaman Sen’din.
Ve o Rüya Zaman’ın içinde belirmişti.
Orda kendine sonsuz duvarlar örmek için belirmişti.
Orda, o Zaman’ın içinde serap kadar gerçek tapınaklar belirecekti sonra.
Ve Rüzgar’da gelecekti. Sonra biz gidince; sen, ben ve Rüya. Zaman, Aşk’ın bedenine kilden tabletler kazıyacaktı.
O tabletlerin birinde şu yazılacaktı muhtemelen;
BENİ TUTSAK EDEN AŞK ÖZGÜRDÜR! Aynen böyle yazılacaktı.

Sen ki güneşin dokunuşlarında taradın saçlarını Su!
Sen de benim siluetim ne arasın.
Beni yanıltan Rüya idi. Rüya benim kardeşim.

Şafak şimdi burada işte, birazdan Güneş’te gelecek. Ve ben dua edeceğim Su. İlk Atalarımın yaptığı gibi.
Onu çağıracağım, Güneş’in bütün ışığını kendinde yansıtan O bilgeyi.
Ve ben hep dua edeceğim Su.
Ve ilk insanın büyük ürpertisiyle bunu yapacağım.
Ve ondan kardeşim Rüya’nın günahlarını bağışlamamasını dileyeceğim.
Ve şöyle söyleyeceğim;
Ey Ahura Mazda, ey Güneşin bütün ışığını kendinde yansıtan Bilge! Rüya’nın günahlarını bağışlama! Rüya benim kardeşim.
Çünkü o günahlar benim.
Rüya’nın günahlarını bağışlama!

Su!
Şimdi ellerinin değdiği yerlerde gülden ateşler yakılmış
Gül Perisinin elleri kadar yumuşak olan o güzel ellerin, Zaman’ın sırrını da çözdü. Büyü bozuldu yani.
Sen gitmeden ben gitsem ah.
Bir kapı açılsa şimdi. Hemen burada , bu gerçeklikte, ta en gidilmez uzağa
Ve ben gitsem. Hemen gitsem.
Kulaklarımdaki o çıldırtan uğultu, benimle gelse, hep benimle olsa yani.

Ey!
Sen ey kendi güzelliğini ateşe veren Su!
Bak kalbim seninkine benzemiyor, seninkiyle aynı
Bir kardeşinki kadar benzemiyorlar birbirlerine.
Benim yürek kuyumda karanlığın bir çift gözü asılıdır şimdi
Bakma!
Ve kork!
Bir müminin Tanrısından korktuğu kadar kork!

Sonra Bilge sustu:
Dinleyin!
Toprak bir kavuşma biçimdir. Öyle anlayın.
Ateş Su’yun özüdür.
Su, en çok benim gerçekliğimdir.
Çünkü ona ulaşamadım.
Bu insanın gerçekliğidir aslında.
Toprak ise sadece ateşle suyun güzelliğini yansıtır. Bir kavuşma biçimidir. Söyledim.

İşaretleri görebiliyor musun Su!
Bak bu asa
Bu da toprak
Sihri ancak o anlar

Taç yapraklar üzerine kurulmuş bir salıncak var
Gider gelir gider gelir
Görünen bir yer değil, bir Zaman
Beliren yol değil, Uzak
Güzel bir Uzak

Ve sen ey güzelliğini kendinde yaratamayan adam
Gördüğün bir Rüya değil; Su
Her gerçeklik onun güzelliğini yansıtır çünkü
Sende ve hiç bir zamanda gerçekleşmeyecek güzelliği
Hem Günah bir hüküm değil
Ve boynuna astığın Günahlar şeceresi de bir levha değil
Hiç bir Zaman’ı ve Mekân’ı göstermeyecektir
Günah’ın hükmü yok!
Çünkü Günah’ın hükmü yok
O bir Kapan’dır sadece, şimdi ve bütün zamanlarda

Sonra sessizlik daha da büyüdü.
Her Seyyah’ın kaderi aynıydı. Bunu bildi adam. Önce Su biliyordu.
Ve gitti çünkü.
Ve adam da gitti sonra.
Su gibi.
Bir Seyyah gibi.
Çünkü o, kendi güzelliğini arıyordu.

Ağustos 2001